Mürekkep Kokusu
Her şeyin hızla dijitale taşındığı bir çağda yaşıyoruz. Haberler artık çoğu zaman birkaç saniyelik başlıklara sığıyor. Ekranlarımızdan hızla akıp giden bilgiler arasında çoğu zaman durup düşünmeye, bir fikri tartmaya ya da bir yazıyı sonuna kadar okumaya pek fırsat kalmıyor. Köşe yazısı okuma alışkanlığımız da ne yazık ki giderek kayboluyor.
Oysa gazeteler sadece haber veren araçlar değildir. Aynı zamanda düşünmenin, tartışmanın ve farklı bakış açılarıyla karşılaşmanın da yeridir.
Ben internetten kitap ya da gazete okumayı pek sevenlerden değilim. Belki biraz eski kafalıyım ama bir gazetenin sayfalarını çevirmek, bir kitabın sayfaları arasında gezinmek o mürekkep kokusunu duymak, satırlar arasında kaybolmak bana hâlâ çok daha gerçekçi geliyor. Yazma isteğim de biraz buradan doğuyor aslında.
İçinden geçtiğimiz bu zorlu dönemlerde ekonomik koşullar ve medyanın zaman zaman tarafsızlığını korumakta zorlandığı gerçekliği de ortada. Tam da bu yüzden farklı seslerin, samimi düşüncelerin ve özgür yorumların varlığı daha da kıymetli hale geliyor.
Keşfet Gazetesi’nde yer alacağım bu köşede, bazen yaşadığımız güzel şehirden, bazen gündelik hayatın içinden, bazen de tohumdan, topraktan, kitaplardan kısaca bizi ilgilendiren meselelerden söz edeceğim. Ve her biri Zamana Ekilen Yazılar olarak iz bırakacak. Amacım kesin doğrular sunmak değil; birlikte düşünmek, soru sormak, tarafsızlığı koruyarak bazen de farklı bir açıdan bakabilmek.
Eğer bu satırlar okuyanların zihninde küçük bir pencere açabiliyorsa, ekilen bir tohum gibi umutla yeşerebiliyorsa işte o zaman yazmanın anlamı da tam olarak burada başlıyor demektir.
Çünkü bazen bir köşe yazısı, sadece birkaç dakikalık bir okuma değil, yeni bir düşüncenin başlangıcı olabiliyor.


