Kışın uzun ve gri günlerinden sonra, bir sabah pencereyi açtığında içine dolan o taze hava vardır ya… İşte o Nevruz’un tadıdır. Onunla doğa derin bir uykudan uyanır, toprağın altındaki tohumlar “artık zamanı geldi” diye fısıldaşır. Uğur böcekleri dolaşır yapraklarda.
Kırmızı beyaz ipler bağlanır bahar dallarına. İlk tomurcuklar, insanın içine tatlı bir umut bırakır. Yeniden uyanacak tohumlar yerleşir ruhumuza…
Nevruz benim için sadece bir bayram değil; baharın içimde yarattığı umut, güneşin verdiği huzur, yakılan ateşlerin etrafında toplanılan akşamlar ve ateşin üzerinden atlarken içinden tuttuğum dileklerdir. Belki de en saf hâliyle umut etmeyi öğretir Nevruz.
Bu özel gün, bana şunu hatırlatıyor; hayat bazen ne kadar zor olursa olsun, hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. En soğuk kış bile yerini bir gün mutlaka bahara bırakır. En karanlık gece sabaha uyanır. Tıpkı içimizdeki umutsuzlukların da bir gün aydınlığa kucak açması gibi… Nevruz, biraz da bu yüzden kalbe iyi gelir; yeniden denemek, yeniden başlamak için sessizce cesaret verir bana. “Hadi kalk” diye yoluma ışık tutar.
Belki de en güzeli insanları bir araya getirmesi. Aynı gökyüzünün altında, aynı güneşin doğuşunu kutlamak, aynı duygularla umut etmek, herkesin yüzünde aynı sıcak tebessümü görmek.
O an anlıyorsun ki, umut bulaşıcı bir şey, sevmek de, gülmek de. Birinden diğerine geçiyor, çoğalıyor.
Nevruz geldiğinde içimde hep aynı his uyanır: Her şeye rağmen hayat güzel ve her şeye rağmen yeniden başlamak mümkün. Belki de baharın en güzel hediyesi budur… Hoş geldin Nevruz…


