Halının altına süpürdüklerimiz neden kaybolmaz?
Hayat koşturmacası içinde çoğumuzun ortak bir alışkanlığı var: Rahatsız edici bir duyguyla, kırgınlıkla ya da bir hayal kırıklığıyla karşılaştığımızda onu hemen bir kenara itiveriyoruz. “Şimdi sırası değil,” diyoruz, “aman tadımız kaçmasın,” diye susuyoruz ya da “geçti gitti” diyerek kendimizi ikna etmeye çalışıyoruz.
Aslında yaptığımız şey, o duyguyu yok etmek değil; sadece üzerini örtmek. Tıpkı evin içindeki tozları halının altına süpürmek gibi… Görünürde her şey tertemizdir ama o halının altı bir gün öyle bir kabarır ki, üzerinde yürüyemez hale geliriz.
Duygular Kaybolmaz, Sadece Şekil Değiştirir
Psikolojide, özellikle de insanın ruhsal dinamiklerini anlamaya çalıştığımızda bildiğimiz çok temel bir gerçek vardır: Dile dökülmeyen her acı, bedende veya davranışta kendine başka bir yol arar. Üzerini örttüğünüz o eski öfke, bugün hiç yoktan çıkan bir tahammülsüzlük olarak karşınıza çıkar.
“Önemli değil” dediğiniz o kırgınlık, zamanla açıklayamadığınız bir mutsuzluğa dönüşür.
Yüzleşmekten kaçtığınız korkularınız, gün gelir sebepsiz bir mide ağrısı ya da geçmeyen bir kaygı olarak kapınızı çalar.
Kısacası; biz sustuğumuzda, ruhumuz başka bir dilden konuşmaya başlar.
Görünenin Ardındaki Neden
Çoğu zaman verdiğimiz tepkiler yalnızca bugüne ait değildir. Geçmişte yaşanan, ifade edilememiş duygular ve ilişkilerde biriken deneyimler, zamanı geldiğinde kendini daha görünür hale getirir.
Bu yüzden asıl mesele, sadece ne yaşadığımız değil, yaşadıklarımızla ne yaptığımızdır.
Üzerini örtmek kısa vadede rahatlatır. Ama uzun vadede, taşınması zor bir yük haline gelir.
Ve çoğu zaman insan, tam da kaçındığı şeyin ağırlığı altında kalır.
Neden Üzerini Örtüyoruz?
Çünkü yüzleşmek zordur. O örtüyü kaldırdığımızda altından çıkacak olanla ne yapacağımızı bilememekten korkarız. Ancak unutmamalıyız ki; kaçtığımız her şey bizi daha çok takip eder. Üzerini örttüğümüz meseleler, biz onları görmezden geldikçe ağırlaşır ve bir gün gelir, o yükün altında ezildiğimizi hissederiz.
Peki, Ne Yapabiliriz?
Mesele, her şeyi bir anda ortaya döküp ortalığı dağıtmak değildir. Mesele, kendimize karşı dürüst olabilmektir.
İfade Edin: “Şu an kırgınım,” veya “Evet, bu olay beni çok korkuttu,” diyebilmek, o örtünün altındaki yükü hafifleten ilk adımdır.
Bedeni Dinleyin: Sebepsiz ağrılar, geçmeyen yorgunluklar veya ani öfkeler bazen ruhun “Lütfen buraya bak!” deme şeklidir.
Anlamaya Çalışın: Bugün verdiğiniz tepkiler bazen sadece bugüne ait değildir. Geçmişin tozlu raflarında bekleyen ve hala çözülmeyi bekleyen bir düğümün yankısı olabilir.
Kapanış
Kendi içimize bakmak, o halının altını temizlemeye başlamak cesaret ister. Ancak o yüklerden kurtulmanın yolu, onların üzerinden atlamak değil, içinden geçmektir. Çünkü ancak yüzleştiğimiz şeyi dönüştürebiliriz.
Eğer siz de hayatınızda sürekli tekrar eden tıkanıklıklar hissediyorsanız, o ağırlaşan örtünün altından tek başınıza çıkmak zorunda değilsiniz. Profesyonel bir destek, o örtüyü güvenli bir şekilde kaldırmanıza ve altındaki anlamları birlikte keşfetmenize yardımcı olabilir.
Unutmayın; temizlik, tozu saklamakla değil, onu dışarı çıkarmakla başlar.
Haftaya görüşmek üzere, ruhunuza iyi bakın.

Klinik Psikolog Ezgi Taşdemir Işık
Ergen ve yetişkinlerle bütüncül, dinamik yönelimli; çiftlerle ise duygu odaklı psikoterapi yaklaşımıyla çalışmaktadır. Fethiye’de yüz yüze ve online olarak danışan kabul etmektedir.

