YOLUMUZ KÜTÜPHANEYE DÜŞSÜN
Kütüphanelerden uzaklaştıkça, yalnızca kitaplardan değil; kendimizden de uzaklaştık.
Bir zamanlar kütüphane aboneliğimiz vardı. Ödünç aldığımız her kitabın sayfalarını çevirirken, yalnızca bir ödevi tamamlamanın huzurunu değil, bilinmeyene açılan kapıların heyecanını da yaşardık. Her sayfa, zihnimizde yeni bir pencere aralardı. Kitabın kokusu… O koku sadece kâğıda ait değildi; sabrın, emeğin ve umutla kurulan bir geleceğin kokusuydu.
Şimdi ise hızın hüküm sürdüğü bir çağın içindeyiz. İletişimin baş döndürücü akışı arasında savruluyoruz. Her şeyi biliyor gibiyiz, ama hiçbir şeyi derinlemesine anlamadan, sindirmeden geçip gidiyoruz. Bilgi çoğaldıkça, anlam sanki eksiliyor.
Oysa kütüphaneler yalnızca kitapların dizildiği yerler değildi. Orası bir terbiyeydi, bir görgüydü, bir insan olma hâliydi. Sessizliği öğrenirdik mesela… Beklemeyi, sıramızı gözetmeyi, başkasının hakkına saygı duymayı. Bir kitabı özenle taşımak, aslında görünmeyen emeklere duyduğumuz saygının ifadesiydi. Sayfalar kıvrılmaz, altı çizilmez, zarar görmesin diye itinayla korunurdu.
Bugün ise her şeyi hızla tüketiyoruz. Bilgiyi de… sevgiyi de… hatta birbirimizi bile.
Bir zamanlar evlerimizde, hatta okullarda bile artık yer bulamayan ansiklopedilerin sayfaları arasında kaybolurduk. Bir kelimeyi ararken başka dünyalara açılırdık. Bir bilgi, başka bir bilginin kapısını aralardı. Öğrenmek, bir yolculuktu; sabır isteyen, zaman isteyen bir keşifti. Şimdi ise bilgiye saniyeler içinde ulaşıyoruz. Ama o bilgi, çoğu zaman aynı hızla zihnimizden silinip gidiyor.
Fethiye Kitap Müzesi’nde gençleri ve ziyaretçileri kitapların arasında kaybolmuş hâlde görmek, içimde tarifsiz bir umut yeşertiyor. Demek ki hâlâ mümkün… Hâlâ o sessiz derinliğe dönebilmek mümkün.
Belki de yeniden yolumuzu bir kütüphaneye düşürmeliyiz. Bir rafın önünde durup, kitapların isimlerini tek tek okumalıyız. Yazarlarını anmalı, geçmişin izlerine dokunmalıyız. Belki yarım asır önce peşinden koştuğumuz bir kitaba rastlarız. Belki ilk gözyaşımızı döktüğümüz bir öyküye… Belki içimize dokunan bir şiire…
Bilerek yolumuzu bir kütüphaneye çıkaralım.
Ve kim bilir…
Belki de o rafların arasında, unuttuğumuzu sandığımız kendimizi yeniden buluruz.

