Toprağın Hafızası
“Toprağın bir hafızası var” diyor bilim insanları. Bir tohumun sessizliğinde saklı olan o uzun bekleyişi, o sabrı, o inadı gördükten sonra insan başka türlü düşünemiyor. Bizim unuttuğumuz ne varsa, toprak hatırlıyor/hatırlatıyor.
Bugün her şey hız üzerine kurulu. Hemen olsun istiyoruz; hemen büyüsün, hemen sonuç versin. Beklemek neredeyse imkansız gibi. Oysa toprak acele etmiyor. Bir tohum düşüyor içine ve susuyor. Günlerce, haftalarca, belki aylarca… Görünürde hiçbir şey yokken, aslında en büyük hazırlık derinlerde yaşanıyor. Sonra bir gün, o görünmeyen emek, incecik bir filiz olarak yeryüzüne çıkıyor. Sessiz ama kararlı, umut dolu, emek dolu en çok da vefa yüklü. Belki de bu yüzden toprağa bakmak, biraz da kendimize bakmak gibi.
Fethiye Belgesel Günleri’nde duyduğum bir cümle günlerdir aklımda: “Kamera toprağa eğildiğinde sadece doğayı çekmez, insanı da kaydeder.” Çok güzel bir söz çünkü doğayla kurduğumuz mesafe, kendimizle kurduğumuz mesafe aslında. Ne kadar yakın o kadar derin ne kadar uzak o kadar soğuk…
Ve mesele, dönüp dolaşıp aynı yere varıyor: kökler. Dünya değişiyor, hız kesmeden dönüşüyor; ama kökler zayıfsa insanın tutunacak yeri de kalmıyor. Rüzgâr biraz sert esti mi savrulmak kaçınılmaz oluyor. Oysa derinlere inebilen kökler, sadece toprağa değil, zamana da tutunur; geçmişle gelecek arasında sessiz bir bağ kurar.
Belki de yapılacak şey sandığımız kadar karmaşık değil. Toprağın hafızasına güvenmek, biraz daha hatırlamak, doga kadar nazik, doğa kadar vefalı, doga kadar güçlü olmak. Nereden geldiğimizi, nereye ait olduğumuzu unutmadan, bizi biz yapan o görünmeyen bağları korumak. Ve daha çok sahip çıkmak hem birbirimize hem de bizi var eden toprağa. Çünkü unuttuğumuz her şey, aslında bizi biz yapan her bir parçayı da beraberinde götürüyor.
Madem ki toprak kaydediyor bizi, yok etmek üzerine değil var etmek üzerine korumalı dostlukları, insanı ve elbette dünyayı…

